3 Eylül 2015 Perşembe

EKONOMİK PARADİGMALARIN SORGULANMASI Gürkan Birinci

bugün küresel ölçekte yaygın olan "iktisat" anlayışı, insanın "sınırsız ihtiyaçları"nın "sınırlı kaynaklar"dan "karşılanması"yla ilgilenen ilimdir.

bireyler arasındaki ilişkilerin temelini, "fayda" oluşturur ve biz bu "fayda"yı karşılanması gereken "arzular ve mutluluğun toplamı" olarak görebiliriz.

işte insanın "sınırsız ihtiyaç" olgusu, buradaki "zorunlu arzular" ve "mutluluk meselesi"nin yanlış anlaşılmasından kaynaklanıyor...

adam smith, david ricardo ve marks dahil, "mutluluk"tan "zorunlu arzular"ın daha fazla tatminini anlıyorlar ki bu islam'da yeri olmayan bir durumdur. hatta said-i nursi bir sözünde "helallerin keyfe kafi geleceği"ni ve "günah işlemeye hiç lüzum olmadığı"nı söyler...

eğer ki iktisadı batının postulalarıyla anlamaya çalışırsak kaçınılmaz olarak ekonomiyi yorumladığımız her bir aşamada ya hata yaparız ya da islam adına tavizler vermeye başlarız.

örneğin marksizmi eleştirmek adına "rekabet insanın fıtratında var" gibi söylemlerle kapitalizmi aklayama çalışmak, bizi hem yanlış bir yola sevk ediyor, hem de islam adına tavizler vermemizi sağlıyor. iki teoriden birini illa kabul etmek zorunda değiliz. 

islam'ın kapitalizm ya da sosyalizmle olan formel benzerlikleri içerik olarak da aynı oldukları anlamına gelmez. 

islam'da insanın ihtiyaçları sınırsız değildir, bu sapkın bir inanıştır ve biz islam ekonomisi adına bu yaklaşımı savunmak zorunda değiliz. bir çok düşünür diğergamlığın insan fıtratına ters olduğunu düşünebilir ama bu biz müslümanların da aynı düşüneceği anlamına gelmez. şirkin alternatifi yine şirk olamaz.

peki neden biz ısrarla tevhidi bırakıp şirk teorilerini savunuyoruz. ben bunu biraz yılgınlık ve yenilmişlikle açıklıyorum. müslümanlar herşeyden önce Allah'a olan imanlarını güçlendirmek zorundalar; yoksa ne kendi postulalarımızı kabul ettirebiliriz ne de şirkin fasit dairesinden çıkmayı başarabiliriz.

islam'da "üretim" dediğimiz şey, insanın "kendi kazanımı" değildir. ürün, Allah'ın bir lütfudur ve insan tek başına hiç birşeyi üretecek güce sahip değildir. 

bu yüzdende kendisini işveren olarak tanımlayanlar, ellerinin altında bulunan mallarının mülkiyetinin kendilerine ait olduğu fikrinden uzaklaşıp bunun Allah tarafından verilen bir emanet olduğunu kabul etmedikçe, bir islam ekonomisinden bahsetmek pek de mümkün değil. bu yüzdendir ki müslümanların bu konuda yapması gereken ilk iş, insanın "ihtiraslar"ının büyük bir "yanılgı" olduğunu, bunun insanın fıtratına aykırı olduğunu kabul etmek, hatta birbirine telkin etmektir.

islam ekonomisi rekabete dayalı bir yapıyı kabul edemez. kazanç yarışı, insanın fıtratında yoktur.

insan kainatta hiçbirşeyin sahibi değildir ki bir yarışa ya da rekabete girebilsin. sahip olmadığı nesneler üzerinde rekabete girmek şirke kapı açmaktır. kaldı ki sahip olma düşüncesi insanda biriktirme isteğini de tetikleyecektir ki bu da fıtratta olmayan yapay bir problemdir.

peki yüzlerce yılda oluşan bu modern iktisat anlayışından nasıl kurtulabiliriz.

büyük ihtimalle bu çok kolay olmayacaktır. fakat bunun bir ütopya olmayıp zamanında müslümanlar tarafından gerçekleştirilen bir hakikat olduğunu düşünürsek hayal olmadığını söyleyebiliriz.


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder